ÖLÜM
"Birçok ölüm gördüm" dedi, yaşlı adam. Vücut yapısının sağlamlığı ilerleyen yaşını perdelemede gayet başarılı olsa da saçının ağarıklığı ve yüzündeki birçok kırışıklığın gölgesindeki türlü yara ve çizikler onun yaşını ve görmüş geçirmişliğini ele veriyordu...
"Hepsi birbirinden farklı görünen bir sürü ölüm. Çeşitli şekillerle de olsa hakikat tek, hepsi ölü...
Kimi sokak ortasında bir serserinin hançeri ile kimi cephede düşmanın kolları arasında kimi sarayının en lüks odasında kimi bilinmezliğin, yokluğun, çaresizliğin ortasında kimi bolluk bereket, zenginlik, zevk, sefa arasında birçok ölüm...
Genç, yaşlı, çoluk çocuk, BEBEK!
Ne için ölüyoruz? Kim için ölüyoruz?"
Hanın çökük duvarları arasından giren soğuk rüzgar daha da şiddetli esmeye başlamıştı. Yaşlı adam cebinden çıkardığı piposunu bir tutam kaliteli tütün ile doldurdu ve ellerini ateşe uzatmak üzere şömineye yanaştı.
"Tanrı bizi yoktan var ettiyse... Niçin vardan yok ediyor?
Ve eğer yargılanacak günahlarımız yüzünden acı çekeceksek Tanrı neden hiçbir günahı olmayan Dünya hakkında hiçbir tecrübeyi elde edememiş bebekleri öldürüyor? Siz beyler! Çürüşmüş, yozlaşmış, adi Dünyanızda Tanrı adı verdiğiniz oluşum ile yaşamaya devam edin. Çünkü ben bunca ölüm görmüşken değil yüz yıl daha bir yıl daha yaşamak istemiyorum ve eğer öleceksem bunca kolay ve acımasız ölümler varken uzun zaman yasayıp aciz bir şekilde ölmektense sadece bir gün keyfimce yaşayıp bir bebek kadar günahsız ölmek isterim..."
Yaşlı adam o sözlerin ardından ayağa kalktı, piposunu cebine geri koyup, uyuşan eklemlerini çalıştırmak adına biraz gerindi ve hanın çökük kapısından çıkıp gitti...
Ne ismini ne de cismini öğrenebildiğimiz bu adama cevap bile verememiştik tek yapabildiğimiz arkasından uzunca bakmak oldu...
Olgun Özkan


