top of page
  • Instagram
  • YouTube

Özsaygısı büyük ölçüde sağlıklı olan bir insan aşık olabilir mi ?
Esma Nur Türkistanlı

 

Her zaman “yeterince sevmek” bir ilişkiyi sürdürmeye yeter mi ? Özsaygısı büyük ölçüde sağlıklı olan bir insan aşık olabilir mi, emin değilim.Çünkü aşk dediğimiz şey, bir yerden sonra kişilerin birbirlerine tahammül etmeye ne kadar razı geldiğiyle alakalı gibi… kendinden ödün vermekle,sınırlarının zaman zaman ihlal edilmesine göz yummakla… Kendi merkezinden birazcık kaymakla…

 

Özsaygı aslında, bireyin kendine sadakatidir. Aşk ise bazen bir başkasının duygusal coğrafyasına vizesiz geçmek gibidir;nerede duracağını bilemeden.

Bu yüzden • beni seviyor• cümlesi bazen bir haklılık değil, bir yanılgı olabilir.

Sevgi varsa her şey yolunda olacak sanrısı, güvenin, sınırın ve kimliğin zarar gördüğü yerlerde bizi tutmaya devam eder.

Ama sevgi yetmez. Ve bu, sevginin kutsallığını bozmaz. Sadece onun da bir insan çabası olduğunu hatırlatır.

Gülcan Özer aşkı • en • ve •çok• olarak tanımlar. Durmaksızın onu düşünmek ve onun da en çok sizi düşünmesini çok. istemektir.

“Birini öncelik haline getirmek”…

Aslında tam da burada başlıyor mesele. Her insan bambaşka bir dünya, herkesin sevme biçimi, ihtiyaçları, beklentileri farklı. Bir ilişki içinde bu farkları tanımaya, öğrenmeye ve uyum sağlamaya çalışırken, fark etmeden bize yapılan küçük saygısızlıkları ne kadar görmezden geliyoruz?

Gerçekten “ilişkide birlikte büyümek” için mi sabrediyoruz, yoksa hayal kırıklıklarını “törpülenmek” gibi süslü bir tanımın ardına mı saklıyoruz?

Bazen ilişkiyi sürdürmek uğruna, kendi sınırlarımızdan, özsaygımızdan ne kadar ödün veriyoruz – ve bunu “dönüşüm” adı altında mı meşrulaştırıyoruz?

Jessica Benjamin, aşkı bir tür ‘ özne-öteki gerilimi’ olarak ele alır. Özsaygısı yüksek biri bu gerilimi yönetmekte zorlanabilir çünkü öz-yeterlilik duygusu ‘ bir başkasına duyulan ihtiyaç’ ile çelişebilir.

İlişkinin temelini benliğin kendini ifade etme biçimi ( self assertion) ve ötekini tanıma ( mutual recognition) arasında kurulan gerilim oluşturur. Bu gerilim bozulduğunda ilişki ya bir tarafın sürekli bastırdığı ya da diğerinin egemen olduğu bir yapıya evrilir.

İlişkilerde çoğu zaman karşılıklı sevgi ve anlayış üzerine kurulu bir eşitlik fantezisi yaşarız. Oysa bu fantezi, çoğu zaman gerçeklikten çok, çocukluktan taşınan ihtiyaçların yeniden sahneye konduğu bir oyundur. Aşk yalnızca bir duygulanım değil, aynı zamanda bir egemenlik ilişkisidir baktığımızda.

Bilinçdışında karşılanmamış ihtiyaçlarımız, terk edilme korkumuz, değersizlik hissimiz ya da görünür olma arzumuz; bir kişiyi “aşk” zannetmemize sebep olabilir.

Yani aşık olduğumuzu sandığımız kişi, aslında bir şemanın tetikleyicisi, bir “eksik parçanın” taşıyıcısıdır.

Şema terapisine göre, özellikle erken çocuklukta gelişen kalıcı bilişsel-duygusal kalıplar (örn. “terk edilme”, “kusurluluk”, “duygusal yoksunluk”) bizi tekrar tekrar aynı tip insanlara çeker. Bu çekimi biz genellikle “kimya” zannederiz. Ama çoğu zaman bu sadece tanıdık olanı yeniden yaşama arzusudur.

Psikanalist Nancy McWilliams şöyle der:

“İnsanlar genellikle kendilerine en tanıdık gelen acıyı tekrar yaşamak üzere aşık olurlar.”

Yani, belki de aşık değiliz.

Sadece çocukluğumuzda çözülmemiş bir ihtiyacın, ilişkide görünüm değiştirmiş haliyle meşgulüz.

Aşk , yalnızca teslimiyetin meşrulaştırıldığı bir alan değil, aynı zamanda teslimiyetin sevginin bir kanıtı sayıldığı bir alana dönüşür.

Aşk’ın Nörobiyolojik Zemini

Dopamin- Ödül Sistemi

Birine aşık olduğumuz zaman o aşırı mutluluk hali, sanki sonsuza kadar sürecekmiş hissi aslında beynin bize bir oyunu. Yani aşık olduğumuz zaman beynin ödül sistemi aktive olur.Ventral tegmental alan VTA ve nucleus accumbeans gibi dopamin zengini bölgeler bize bu heyecan, yüksekte uçma hissini yaşatır.

Aşıkken bu yüksekte uçma hissi sürekli düşünce hali tıpkı bağımlılıkta olduğu gibi dopamin kaynaklıdır. Pozitif bağımlılık veya takıntı denebilir.

Birine ulaşamadığımız zaman onu takıntı yapma sebeplerinden biri de bu ödül sistemiyle alakalı.

Aşk: Beynin, Kalbin ve Geçmişin Sahnesi

Aşk sadece bir duygu değildir; aynı zamanda bir geçmişin, bir arzunun, bir çabanın sahneye çıktığı çok katmanlı bir oyundur. Kimileri için bu oyun, ait olma hissinin sıcaklığıdır; kimileri içinse değersizlik duygusunun kılık değiştirmiş halidir.

Özellikle ulaşamadığımız ya da bizi belirsizlikte bırakan kişilere karşı duyduğumuz çekimin, nörobiyolojik olarak dopamin düzeyimizle bağlantılı olması tesadüf değildir. Beyin, kesinliği değil olasılığı ödüllendirir. Belirsizlikte kalan ilişkiler, bu yüzden çoğu zaman zihnimizde daha fazla yer kaplar. Netlik huzur getirir ama heyecanı azaltır. Belirsizlik ise hem acıtır hem de bağlar. Tıpkı travmalar gibi: unutturmayan ama koparamayan bir bağ.

Aşk mı, Kayıp mı?

Bazı ilişkilerde bitişten sonra bile kopamamak, “aşkın gücü” sanılır. Oysa bu bazen sadece bir yas sürecidir. Sevdiğimiz kişiyi değil, onunla olabileceğimize inandığımız “kendimizi” kaybetmişizdir.Kaybettiğimiz sadece bir insan değil, bir ihtimaldir. Ve çoğu zaman, ihtimallerin yası; gerçeklikten daha uzun sürer.

Sevgi, Kimlik ve Kimyasal Tetiklenme

Birine bağlandığımızda, aslında bir kimlik inşa ederiz: “Onunla olan ben”. Ve bu kimlik, kendimizi özel, seçilmiş, görünür hissettiğimiz bir benliktir. Bu benlik yok olduğunda, sadece aşk bitmez. Aynı zamanda kendimize dair kurduğumuz hayal de yıkılır. Bu yüzden bazı ayrılıklar yalnızca ilişkiden değil, özbenlikten de bir kopuş gibidir. Depresyon, burada devreye girer.

Özsaygı mı, Ait Olma İhtiyacı mı?

İnsan sosyal bir varlıktır, evet. Ama her bağ, iyileştirmez. Özsaygıyı hiçe sayan ilişkiler; ait olma ihtiyacının, kendi değerini gölgelediği tuzaklardır. Aşk, bir başkasına ait olmak değil, kendine sadık kalırken bir başkasına yakın olabilmektir.

Jessica Benjamin’in dediği gibi, gerçek ilişki, “ben” ile “sen” arasında bir “biz” yaratabilmektir – birini yok etmeden.

Ve Sonunda: Sevgi Yeter mi?

Yeterli sevgi yoktur. Ama sevginin yanına eklenen saygı, özen, özgürlük, sınırlar, iletişim ve kendilik bilinci, aşkı sürdürülebilir kılar.

Çünkü bir ilişki, yalnızca sevmenin değil, aynı zamanda seçmenin ve sürdürmenin de alanıdır.

Belki de önemli olan şu sorudur:

Beni seven biri mi, yoksa kendime sadık kalabildiğim bir ilişki mi?

Sevgiler...

Online Kültür Sanat Edebiyat Dergisi

 “Bir yazarımız, bir ressamımız, bir şairimiz de siz olun istemez misiniz?

Eserlerinizi gönderin, yayınlayalım. Sayılarımıza siz de katılın!” 

gencfikirivriz@gmail.com

  • Instagram
  • YouTube
  • Facebook Sosyal Simge

*Sitemizde yayınlanan tüm eserlerin telif hakları ve yasal sorumluluğu eserlerin sahiplerine aittir. Eserlerin izin alınmadan veya kaynak gösterilmeden yayınlanması, kopyalanması ya da herhangi bir yolla çoğaltılması yasaktır.

bottom of page