top of page
  • Instagram
  • YouTube
IMG_20181227_120921.jpg

Okulumuzun yemekhane görevlileri ve yetenekli aşçılarıyla dergi ekibi olarak biz - Yusuf Arslan ve İlker Keleş -bir röportaj gerçekleştirdik.

 

-Okulumuzda kaç senedir görev yapıyorsunuz?

Doğan abi: Beş buçuk yıldır.

Murat abi: On üç yıldır.

Yusuf: Memnun musun abi?

Murat abi: Memnunum tabi memnun olmaz mıyım

Yusuf: Öğrencilerden..

Murat Abi: Öğrencilerden de memnunum hepsi evlatlarım gibi.

İlker: sen Serpil abla?

Serpil abla: Ben de 12

İlker: Peki neden aşçılık? Neden ilk başta bu mesleği tercih ettiniz?

Doğan abi: Yani, şimdi herkesin ayrı ayrı kulvarlarda yapması gereken işler var. Hani bu temizlikçilik olsun, aşçılık olsun… Her şekilde her görevde ihtiyaç var. Ha o günün şartlarında aşçı ihtiyacı vardı. O konuma geçtikten sonra zaten o şekilde yürütmek zorunda kalıyorsun. Sürekli ben bugün burada yarın şurada iş değiştireyim diye bir şey yok. Yapacağın işi severek yapıyorsan zaten benimsemişsindir, o meslekte de zaten devam ediyorsun. Memnun olmadığın takdirde zaten yürütme olarak ilerlemez. Bir şekilde bir yerde bırakırsın. Ama işimizden memnun muyuz memnunuz. Niye, hani burada dışarıdan gelen çocuklar var, anası babası bize teslim etmiş olduğu çocuklar var. Bunların karnını doyurmak onlara güzel güzel yemekler hazırlamak, işin açığı zevk veriyor bize. Ha bu konumda da olunca, çok da işimiz gücümüzle ilişkili bir sıkıntımız yok. Bu şekilde güzel gidiyor. Biz de bu halimizden memnunuz.

İlker: Peki, ilk defa mesleğinize başladığınızda ne gibi zorluklarla karşılaştınız, okulumuzda?

Murat abi: ben

Doğan abi: ha Murat abi devam et…

Murat abi: yok yok, zorluk bendim yani…

-gülüşmeler olur-

Doğan abi: İlk mesleğe başladığımızda, ister istemez o işi öğrenmek, düzenini bilmek, neyin nasıl olduğunu yapabileceğini bilmenin bir sıkıntısı, siniri stresi oluyor. Bir süre böyle gittikten sonra zaten gün geçtikçe insan alışıyor, Yapacağı işe alışıyor, düzenine alışıyor, neyin nerede olduğuna alışıyor. Ondan sonra zaten iş kolaylaşıp gidiyor.

İlker: Biz de onu saracaktık. Şimdi, okulumuz 400 kişi var. Bu 400 kişiye her gün yemeği yetiştirebilmek baskı oluşturmuyor mu üzerinizde? Hadi yetiştiremezsem diye…

Serpil abla: Yok, yok ablam.

Murat abi: stres oluşturuyor tabi canım.

İlker: Hadi yemek yanarsa diye mesela…

Murat abi: tabi canım. O da var. Yani bir yaktın mı, yetiştiremedin mi, 400 kişi aç kalır…

Serpil abla: benim öyle bir sıkıntım yok.

Murat abi: ama Serpil ablan bu işin ustası olduğu için, Serpil ablan hallediyor yani. Yıllardır tecrübeli olduğu için.

İlker: Peki. Şimdi ağabeycim sen 12 yıldır, sen 13 yıldır buradasın. Hiç yemeği yetiştiremediğiniz oldu mu?

Murat abi: olmadı. Çocukları aç koymadık yani. Hiç olmadı.

Yusuf: Peki el lezzetinize güveniyor musunuz?

Serpil abla: bilmem, iyi. Sen yemek yiyor musun buradan?

Yusuf: Yiyorum. Valla çok güzel yapıyorsunuz.

-gülüşmeler-

İlker: Peki öğrenciler nasıl buluyor yemeklerinizi? Size gelen geri dönütler nasıl?

Serpil abla: İyi, güzel dönütler alıyoruz. Yemek yiyen sayısı da artıyor günden güne. Demek ki beğeniyorlar, yiyorlar.

Doğan abi: Herkes, her şeyden memnun kalacak diye bir şey yok. Birisi eti seviyor, birisi sebzeyi seviyor. Bunun için de ne oluyor? Haftanın iki üç günü etli, iki üç günü sebzeli bir şekilde gider. Maksat herkesin gönlü olsun.

Yusuf: Peki, MEB’in hazırladığı yemek listesini beğeniyor musunuz?

Doğan abi: Tabi ki. Yani o liste gelmeseydi, yine o düzene benzer bir şeyler yapacaktık. Zaten o liste, hem et hem sebze gıdasını alabilecek şekilde hazırlanıyor. Hani çocuk her vitamini alsın, et, sebze, tatlı ihtiyacını da alsın. O liste ona göre ayarlanıyor. Sürekli sabit olarak bir menüyle gidilmez yani.

İlker: Peki okulumuzdaki şartlar ağır mı?

Doğan abi: Okulumuzdaki şartlar… Gününe göre değişir. Kolay olduğu gün olur, zor olduğu gün olur. Menünün ağır olduğu gün olur. Bazen biraz daha zor geçer. Maksat, bu işi en iyi şekilde yapabilmek. Zorluk kolaylık bağlamından öte, o günün görevini sıkıntısız bir şekilde atlatmak bizim kaidemiz.

Yusuf: Hiç başka bir okulda görev yapmayı düşündünüz mü?

Doğan abi: Hayır düşünmedik. Çünkü niye, buraya alıştık, buradaki öğrencilere alıştık. Onlar bize alıştı. Belli bir düzen, belli bir ortamımız var. Murat abi: Ereğli’deki en güzel okul bizim okul. En güzel yaşanacak, okunacak yer burası.

Doğan abi: Yani çevresi, yeşilliği, ormanı… Yani bir üniversite havasında olan bir okul.

İlker: Ulaşımda sıkıntı yaşıyor musunuz?

Doğan abi: Pek bir sıkıntı olmuyor.

İlker: Siz nerede oturuyorsunuz?

Doğan abi: Burada, okulun lojmanında. Herkesin kendi şahsi arabası var. İşimiz olduğu zaman, merkez çok uzak da değil, sekiz on kilometrelik bir yer, gidip geliyoruz. Hiçbir sıkıntımız yok burada. Bugün bana deseler ki; burada yirmi yıl kalacaksın. Ben ona bile razı olurum.

İlker: O kadar alıştınız yani buraya…

Doğan abi: Yani başka bir okulu asla düşünmedik. Çünkü insan alıştığı yerde kalmak ister, gönlünün çektiği yerde. İstemediğin bir yerde zaten iş performansın da düşer, iş de yapası gelmez insanın.

Yusuf: İş arkadaşlarınızla uyumunuz…

Doğan abi: Yani, iş arkadaşlarımızla uyumluyuz, idare çalışanlarıyla… Burada herkes bir aile gibi. İşini herkes kendi şeklinde yürütüyor. Yani bir sıkıntısı olmuyor buranın. Burası bizim için çok uygun bir yer. Çok da güzel bir okul.

Yusuf: Peki siz aşçılık olarak mı başladınız mesleğe?

Doğan abi: Ben.. Yok ben aşçı yardımcısı olarak başladım.

İlker: Kaç yaşlarındayken?

Doğan abi: ben 27 yaşlarında filandım. Şuanda yaşım 33. O yaşlardan beri buradayım.

İlker: Siz nasıl başladınız peki?

Serpil abla: Ben bulaşık işiyle başladım. Ondan sonra aşçı yardımcısı olarak geldim. Sonra da aşçı olarak devam ettim.

İlker: Sen abi?

Murat abi: Abim ben buraya 2006’da girdim çalışmaya. Bir ay temizlik yaptım pansiyonda filan. Ondan sonra kalorifer belgem olduğu için kalorifer yakma işine geçtim bu tarafa. On iki, on üç senedir, kömür yakıyoruz işte öğrencileri ısıtmak için. On- on beş senemizi verdik buraya. Yusuf: Bazen sen gece de geliyorsun, değil mi abi?

Murat abi: Geceleri de geliyorum. İkide üçte filan.

Yusuf: Zor olmuyor mu?

Murat abi: Valla isteyene, işinde azimli olana zor değil yani. Kömür yüklemesi, çıkarması arkadaşlarla beraber… Günde bir ton kömür yakıyoruz. Bizim elimizden geçiyor. Külünü dışarı atıyoruz filan. Kolay değil bu işler aslında.

İlker: Peki, yapmayı en çok sevdiğiniz yemek nedir?

Doğan abi: Bakliyat olduğu günler, biraz daha kolay olur. Onun fazla bir uğraştırıcı yanı yok. O yüzden o bize daha rahat geliyor.

Murat abi: Çocukların en sevdiği yemek kuru fasulye… (gülüşmeler) En sevmedikleri de mercimek ve bezelye…

Serpil abla: Onu ben de severek yapmıyorum zaten…

Doğan abi: Ama yapılması gerekiyor. Menü neyse o. Hangi yemekten hangi proteini alacak, hangisinden daha sağlıklı beslenir diye; öyle yapılıyor bunun hesaplaması.

İlker: Peki, bu kadar uzun zamandır bu okuldasınız. Komik, güzel bir anınızı anlatır mısınız?

Yusuf: Önce sen anlatır mısın Serpil abla?

Serpil abla: Valla Doğan abin…

Doğan abi: Doğan abin başlı başına bir komik. Benim oldu bitti hep aynı diyor her halinden…

(Gülüşmeler)

Serpil abla: Doğan abin ilk geldiğinde bir tuhaf geldi bize.

Murat abi: Entel geldi yani sizin anlayacağınız… Entel dantel takılıyordu.

Serpil abla: Biz onu oynatır gülerdik, konuşturur gülerdik.

Yusuf: Değişik tarzından dolayı…

Doğan abi: Yani herkesin mutlaka kendine göre bir tarzı, bir yaşam standardı var. Kimseyi de sen şöylesin sen böylesin diye kimsenin bir lüksü yok. Hani Serpil ablanın dediği gibi ben biraz entel takılıp, gezmeyi tozmayı sevdiğim için, onlara öyle gelmiş olabilir. Ama onlar da alıştılar artık. (Gülüşmeler)

Sonuç olarak; işini severekten, elinden geldiği kadar iyi yapmaya çalıştıktan sonra, bir sıkıntı olmaz. Tek sıkıntı, kışın işte şu karın biraz fazla olması, biraz soğuk olması. Başka bir sorun yok.

İlker: Son olarak; okulumuz öğrencilerine vermek istediğiniz bir mesaj, bir öğüt var mı?

Murat abi: Var tabi, olmaz mı? (Murat abi baştan hazır) Şimdi, burası bulunmaz bir velinimet. Burada okumaya kararlılıkla devam edin. Ereğli merkezde olsa, her taraf pislik içinde. Burası arınmış vaziyette.

Doğan abi: Merkezdeki sıkıntılardan uzak.

Murat abi: Sizin göreviniz okumak. Babanınız anneniz, sizi tutup da tarlada bahçede ahırda çalıştırmıyor. Benim çocuğum okusun, çalışsın derslerine diye gönderiyor buraya. Hem bizim, hem ailelerinin emeklerini boşa çıkarmasınlar. Devlet her koşulu sunuyor size. Güzel güzel çalışın, iyi yerler tutturup, üniversitelere gidin. Tek temennimiz o.

Doğan abi: Aynı şekilde, yani Murat abine katılıyorum. Ailelerinden ayrılıyorlar, annesinden babasından. O kadar çileyi çekip, hasreti çekip okulda da hiçbir şeye bakmıyorsa buradaki yaşantısı boş olur. Buradaki tek kaidesi, ben ailemden ayrılıp buraya geldiysem benim tek hedefim okuyup güzel bir bölüme gidip kendimi kurtarmak olsun. Ki aileleri de gurur duyması lazım. Çocuğu gönderdik ama gitti boşa okudu hiçbir şey olmadı şeklinde bir kavram, aile içinde çok kötü bir kavram. Bunu hiçbir aile duymak istemez. Onun için gözlerinin önüne bakıp, buradaki tek amaçlarının okuyup da bir yerlere gitmek olması lazım. Okumanın derdine düşsünler. Devlet her imkanı sunuyorsa, onlar da o imkanların karşılığını okuyarak vermeleri lazım. Kimsenin öğrencilerden iş ve ya şu işi yap bu işi yap diye bir beklentisi yok. Sadece dersine baksın. Öğrenci nasıl olması gerekiyorsa o şekilde olsun. Başka da istenilen bir şey yok

İlker: Çok teşekkür ederiz.

Doğan abi: Rica ederim. Biz teşekkür ederiz.

Aralık 2018

Online Kültür Sanat Edebiyat Dergisi

 “Bir yazarımız, bir ressamımız, bir şairimiz de siz olun istemez misiniz?

Eserlerinizi gönderin, yayınlayalım. Sayılarımıza siz de katılın!” 

gencfikirivriz@gmail.com

  • Instagram
  • YouTube
  • Facebook Sosyal Simge

*Sitemizde yayınlanan tüm eserlerin telif hakları ve yasal sorumluluğu eserlerin sahiplerine aittir. Eserlerin izin alınmadan veya kaynak gösterilmeden yayınlanması, kopyalanması ya da herhangi bir yolla çoğaltılması yasaktır.

bottom of page